19 12 2011

pagan poetry

bazı şarkılar vardır, hakkında sayfalarca yazılabilecek, durmadan dinlenebilecek, insani boyutlarda değerlendirilemeyen şeyler hissettirebilecek. işte pagan poetry, bunlardan biri. bir bjõrk harikası. ingilizce'de bir terim vardır hani, "underrated" diye. "hakettiği ilgiyi görmemiş" olarak açıklayabiliriz bunu. pagan poetry tam da böyle bir şarkıdır işte.
şarkı hakkında biraz bilgi vereyim;
2001 yılında çıkmış olan vespertine albümünün ilk baskısında ikinci, özel baskısındaysa beşinci sırada yer almakta, albümün kapağı da şöyle:

parçanın sözleri şöyle;
***
pedalling through the dark currents
i find an accurate copy
a blueprint
of the pleasure in me

(swirling black lilies totally ripe)
a secret code carved
(swirling black lilies totally ripe)
a secret code carved

he offers a handshake
crooked five fingers
they form a pattern
yet to be matched

on the surface simplicity
(swirling black lilies totally ripe)
but the darkest pit in me
(swirling black lilies totally ripe)
it's pagan poetry
pagan poetry

morsecoding signals (signals)
they pulsate (wake me up) and wake me up
(pulsate) from my hibernating (wake me up from my hibernating)

on the surface simplicity
(swirling black lilies totally ripe)
but the darkest pit in me
(swirling black lilies totally ripe)
it's pagan poetry
pagan poetry

(swirling black lilies totally ripe)

i love him, i love him
i love him, i love him
i love him, i love him
i love him, i love him
i
(she loves him, she loves him)
this time
(she loves him, she loves him)
i'm gonna keep it to myself
(she loves him, she loves him)
this time
(she loves him, she loves him)
i'm gonna keep me all to myself
(she loves him, she loves him)
and he makes me want to hurt myself again
(she loves him, she loves him)
and he makes my want to hand myself over

***
yaklaşık bir çevirisi de şöyle;
***

pedal çevirerek karanlık akımlara
tam bir kopyasını buldum
içimdeki zevkin ozalit bir kopyasını

(tamamen olgunlaşmış siyah zambaklar dönüyor)
gizli bir şifre oymalarla süslendi
(tamamen olgunlaşmış siyah zambaklar dönüyor)
o el sıkışmayı teklif etti
çarpık çurpuk beş parmak
bir desen biçimindeler, buna rağmen uyumlular

basitlik görünüşte
ama en karanlık kuyu benim içimde
(tamamen olgunlaşmış siyah zambaklar dönüyor)
bu pagan şiiri, pagan şiiri
(tamamen olgunlaşmış siyah zambaklar dönüyor)

mors alfabesi sinyalleri (sinyaller)
onlar (beni uyandırıyor) nabız gibi çarpıp
(sinyaller) beni kış uykumdan uyandırıyor (uykumdan uyandırıyor)

onu seviyorum, onu seviyorum
onu seviyorum, onu seviyorum
onu seviyorum, onu seviyorum
onu seviyorum, onu seviyorum

(onu seviyor, onu seviyor)
bu sefer kendime saklayacağım
(onu seviyor, onu seviyor)
bu sefer, kendimi tümüyle kendime saklayacağım
(onu seviyor, onu seviyor)
bende yine kendime zarar verme isteği uyandırıyor
(onu seviyor, onu seviyor)
bende kendimi teslim etme isteği uyandırıyor...

***
şarkı çıktığı dönemde ingiltere listelerinde 38., kanada listelerinde 12. sıraya kadar çıkmıştır.
parçanın klibine göz atarsak,  aslen fotoğrafçı olan nick knight tarafından çekilmiş olduğunu görüyoruz. björk'ün o dönemdeki sevgilisiyle sevişirken çekildiği iddia edilen görüntülerin, blur ve benzeri efektler verilerek klibe yerleştirilmesi nedeniyle "tartışmalı" bir hale gelmiş ve MTV amerika'da yasaklanmış. MTV2'de ise "son yüzyılın en tartışmalı 20 klibi" listesinde, kesilmemiş versiyonuyla yayınlanmaya devam etmiş. internette de genellikle kesilmiş versiyonlarını görmek mümkün (aşağıda tam versiyonu mevcut):


video

klipte, sözleri görsel olarak destekleyen bir takım görüntüler de var (birazdan değineceğim).
ayrıca klibin yapım aşaması hakkında çeşitli bilgiler şurada ve şurada yer alıyor.

***
şarkının içeriğine gelirsek, çok enstrümanlı ve düşük tempoyla ilerlediğini görüyoruz. düzenleme açısından üst düzey olduğunu da eklemek istiyorum. björk'ün sahip olduğu müzikal ve edebi potansiyele hayran olmamak mümkün değil. zeena parkins'in apayrı tatlar kattığı harpıyla başlayan parçaya, porter'ın müzik kutusu eşlik ediyor (björk, fotoğraftakinin biraz modifiye edilmiş halini kullanıyor)



ana vokalin ne kadar etkin olduğunu söylemeye gerek yok ancak geri vokalin kullanım şekli beyinlerde şimşek etkisi yaratacak cinsten.özellikle "swirling black lilies totally ripe" bölümü diksiyon açısından tam björk'e özgü bir söylenişe sahip.

ayrıca dikkat çekmek istediğim bazı noktalar var; bunların haritalarını orjinal parçanın üzerinde çıkaracağım:
bahsettiğim "swirling black lilies totally ripe" bölümü parçada ilk olarak ve en rahat 0:43'de duyuluyor.
1:42'de yer alan, "surface" dediği anda ortaya çıkan ses kırılması, çok sonradan dikkatimi çekti. açıkçası daha dün farkettim bu kırılmayı. björk'ün sesini bir anlığına kontrolsüzce kullanması sonucu böyle olmuş ancak hiç rahatsızlık vermiyor oluşuna şaşırıyorum.
2:26'da giren "morsecoding signals" bölümünde yer alan mors kodlarının aslında ne söylediğini bulabilmek için internetlerde aramalar yaptım ancak nafile, herhangi bir sonuca ulaşamadım. mors vuruşları çok net duyulamadığı için de kendim çıkaramadım, hassas kulaklarımın bile duyamayacağı düzeyde björk'ün sesi altında kalmışlar. olsun, ziyanı yok...
3:21'de giren başka bir anlaşılamaz bölüm, 3:53'e kadar devam ediyor. harika bir bölüm olduğu için parçada en çok oraya dikkat ediyorum, şarkıyı binlerce kere, bu bölümü yüzbinlerce kere tekrar tekrar dinledim. ilk seferinde izlanda'ca bir şeyler söylüyor sandım. yine bu konuda internetlerde bir şey yok ancak kimisine göre vokal improvizasyonu, kimisine göre gibberish (cıbırca) olarak söylenmiş. ben hala izlandik olduğu konusunda iddialıyım, björk.com'daki "ask" bölümünden kendisine sordum ama cevaplamadı hala şırf.... ehm, pardon... devam edelim,,
4:08'de,  "i love him" bölümünde björk'ün ağlamaklıca "him" deyişi (yedinci sırada) dizlerimin bağını çözüyor resmen. bu bölümü söylerken ne, nasıl hissettiği konusunda hiçbir fikrim olamıyor ne yazık ki...
4:40'da ve 4:54'de deli gibi çıkış yaptığı "and he makes me want to hurt myself again" ve "and he makes my want to hand myself over" bölümünü, izlediğim canlı kayıtların hiçbirinde albümdeki gibi söylemediğini farkettim. evet cidden zor ve aşırı konsantrasyon isteyen bir bölüm burası. ayrıca dinlenmiş olması ve nefesini kontrol altında tutması gerektiğinden, konser esnasında ya da canlı bir şovda bu şekilde söylemeyeceğini tahmin ediyorum. "söyleyemeyeceğini" değil, "söylemeyeceğini". mantıksız çünkü.

***

           sözlerin edebi ve hissi içeriğine gelirsek, ciddi şekilde vurucu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
öncelikle şarkının ismine bakalım; "pagan şiiri"
paganizm, çoktanrılı bir din, hatta çoktanrılı dinlerin kökeni olarak kabul edilir. daha çok doğayı, dünyayı ve ruhu kutsal olarak görmektedir. doğa bütünüyle canlıdır, kendisi ve içerdiği canlı cansız her şey tanrının ta kendisidir, bu sebeple hepsi kutsaldır.
bu yaklaşımla bir paganın söyleyeceği şiirin, tümden doğal ve saf duyguların dışavurumu olacağını söyleyebiliriz. içerisinde sadece öznellik veya sadece nesnellik tek başına olmayacak, hepsi bir bütün halinde olacaktır. üzülmek, hüzünlenmek, acı çekmek, mutlu olmak, kızmak, öfkelenmek, uzlaşmak, karşı çıkmak, tepkisizleşmek, umursamamak, görmezden gelmek, duymazdan gelmek, bilmezden gelmek, şiddet, uzak, elektrik akımına kapılmış gibi hissettiren dokunuşlar, uzun süre susuz kaldıktan sonra dudaklara değen ilk su damlasına benzeyen öpücükler, parmakların, derin yüzülüyormuş hissi veren gezinişleri, gözlerin derin bakışları, sesteki titreme, heyecan... hepsi bir arada olacak..
           artık şarkıya doğru gelirsek ve bu durumu sözlere uyarlarsak eğer; ilk bakışta aşkın, saf sevginin büyüklüğü oranında acı barındırdığını, ne kadar ağrılı ve iç acıtıcı olduğunu görebiliyoruz; "aşkın björk'çesi" diye bir tanım yapmak da gayet mümkün -ki daha önce yapılmış(tır) zaten-
çok az insanın yaşadığı bir şey bu, mutluluğun verdiği mutsuzluk, acı ve rahatsızlık ancak bu şekilde ifade edilebilir, hissedilebilir.
sözlerin arasında en çok dikkatimi çeken şey şu oldu:
"on the surface simplicity but the darkest pit in me"
"basitlik/sadelik görünüşte ama en karanlık kuyu benim içimde"
kim böyle bir karanlığa sahip olmayı kaldırabilir? kim böyle derin bir karanlığa kapılıp gitmeye cesaret edebilir? benim cevabım: doğayı, içindeki tüm canlıları ve hisleri tanıyan kişiler buna sahip olabilir ve cesaret edebilir.
geçmişle günümüz arasında hissi ve fiziki açıdan çok şey değişmiş olsa da, bazı yollardan bize ulaşabilecek olan hisleri yaşayabiliyoruz. bazen geçmişle bağlantımız olması gerekmiyor, doğrudan içimizde bulduğumuz merdivensiz, duvarsız, kenarı köşesi yuvarlağı olmayan karanlık kuyulara sahip doğuyor ve büyüyoruz. kimi zaman buna sonradan sahip olmamız da söz konusu...
björk'ün sözlerine yansıttığı aşkın barındığı yer aslında burası, içinde her şey var, biraz önce saydığım tüm kavram, olgu ve hisler, bu aşkın içinde mevcut.

daha fazlası ise, insanın içinde. bazen bir şeyleri çok seversiniz ancak onun-onların size acı çektirmesine izin verirsiniz, bununla kalmayıp acı çektirmesini istersiniz. şarkı bunun etrafında dönüp duruyor ancak sık sık gittiği farklı yerler var, ritüeller. benim anladığım ve sonucunda iddia ettiğim şey şudur; dünyada bu tür ve benzeri ritüeller varoldukça insanlar sevmeye devam edebileceklerdir. bu ritüeller, yol olmaya başladıkça -paganizm gibi-, sevmenin, aşık olmanın, rahatsızca, dengesizce, koşulsuzca, karşılık beklemeden, dörtnala ve doludizgin-sizce sevmek; aşkı, acıyla, umutla, hüzünle, kederle, öfkeyle, şiddetle yaşamak da kaybolmaya başlayacaktır.
bunu ifade eden satırlar ise şunlardır;
 "they form a pattern yet to be matched"
"bir desen biçimindeler, buna rağmen uyumlular"
şekli şemali ne olursa olsun uyumlu olan duyguların, yani özünde niteliğin, kalıpları önemli olmaksızın nasıl değer göreceğini göstermektedir bu satırlar ve insanlar kalıpların içine girdikçe ritüelleri, kendi doğasını öldürmektedir. ritüeli burada dogmatik alışkanlıklar olarak almıyoruz, paganizmin özünde yer alan ritüeller pelerosis türündendir. sürekli ortaya çıkan, ortaya yeni şeyler çıkaran, büyüyüp gelişen, bu durum karşısında fiziksel veya tinsel ayinlerle kutlanan yeni yeni şeyler... aşık olmak da böyle bir şey işte, onlara göre ve ona göre.
ve en sonra yer alan
"and he makes me want to hurt myself again
and he makes my want to hand myself over"
"ve bende yine kendime zarar verme isteği uyandırıyor
ve bende kendimi teslim etme isteği uyandırıyor..."
işte şarkının hem kilit hem de de çözülme noktası burası. arkada "she loves him" dönüp duruyorken söylenen bu kelimeler, bana şunu çağrıştırıyor:
doğanın özünde ve ilk dönemlerinde sahip olduğu zıtlık, paganizm ve benzeri dinlerin/kavramların, özellikle hinduizmin savunduğu; "doğada her şeyin bir zıttı vardır" peki bu zıtlığa sahip öğeler bir arada olabilirler mi? muhtemelen hayır. biri diğerine baskın olacaktır muhakkak veya birbirlerini uzaklaştıracaklardır.
hislerin de zıtları var mıdır? peki bunlar, birbirlerine doğadaki öğeler gibi mi etki edeceklerdir? aşk ve acı bir arada olabilir mi? evet olabilir, eğer safsa, özünü kaybetmemişse, oyunlara karışmamışsa ve karıştırılmamışsa, bunu hisseden ruhlar kendileri olarak kalabilmeyi başarbilmişse eğer, mümkün olabiliyor. yaşanan, hissedilen hiçbir şey yadırganmıyor, dikkate değer kabul ediliyor...
özetle içinde her şeyi şiddetli şekilde barındırıyor...

daha düşündüklerimin ve hissettiklerimin tamamını yazamadan "özetle" kelimesini kullanarak daha fazla yazamayacağımı söylemek istiyorum. bu şarkı, görsel olarak da desteklendiği gibi vücudumun her yerine kancalar takıyor, kanlı gözyaşları eşliğinde şiirler söyletiyor gökyüzüne, yüksek sesle ağlatıyor.


0 tıkırtı: