21 11 2011

bulutların bıraktığı birazcık boşlukta lacivert gökyüzü vardı

bir şişeden fazla şarap içinde bu detay çok daha farklı gelmişti. "bulutların bıraktığı birazcık boşlukta lacivert gökyüzü vardı" ve o susmuştu.
sonra dedi ki, "öperim"
gökyüzünden baktığımda gördüm seni, bir yağmur damlası kadar hızlı yaklaşabildim, tam omzunda patlayıp saçlarına sıçrattım daha ufak tanelerimi. bu seni mutlu ederdi, bilirim. günler geceler önce, sayılarla ifade etmediğim zamanlar önce, yine mutlu olurdun bundan. şimdi de mutlu olursun ama uyku gibi bu galiba, içindeyken içinde olduğunu farketmekten çok onun zevkini çıkarmaya çalışıyorsun. bulutlar yavaş yavaş o birazcık boşluğu kapattıkça, rüzgarın ayini yankılandıkça havada, karardıkça yollar ve gölgeler kayboldukça içten içe seviniyorsun, sanki "dünyayı yok et" butonuna basmak üzereymişsin de, yıllardır ancak sinemelarda şahit olduğumuz korkunç kahkahayı atmak üzereymişsin gibi, sinsi ve bencilce bir mutluluk...
bunun ne kadar masumane tarif edilebileceğini de düşündüm ben ama bunu tercih etmiyorum.

bir şiirim vardır, çok sevdiğim;

-uykumu rahatsız etme-                                                                                   15.05.2004

hiç ilgisi olmayacak
ışığın ve güneşin..
hareket etmeyecek
yeteneklerim..
beynimi yakalayamadım
tehlikeli yerlerde dolaşıyor.
bu yanık kokusu,
burnumdan geliyor..
tüm sınırlarımı zorladım
ancak bu kadar oluyor
ellerim yazıyor ama
aklım anlam veremiyor,
gözlerim görmüyor
hangi seviyedeyim ?
acıyla saklambaç oynamak
uykuyu yakalamak istiyorum
gözümü açıp bakacağım
hangi seviyedeyim ?

-   -

bazen neyi nasıl anlattığımı açıklamak yerine sadece şu şiiri okuyorum. birkaç kişi dışında okuyan yok yazdıklarımı. bulutların bıraktığı birazcık boşluktaki lacivert gökyüzü gibi birazdan kaybolup gidecek, fazla kimsenin dikkatini çekmeyecek şeyler. 
hayatımızın içinde yer alan canlı cansız her şey "artık bunların da bir önemi yok" diye düşünmeye sebep oluyorsa eğer -ki bu çok saçma aslında- bir kere daha düşünmek gerekir (cümlenin sonunu salladım biraz, düşünmemek de olur, uygundur)...

bir şey var, biraz gösteriyor kendini, hafiften büyüyor, giderek çoğalıyor ve yükseliyor, inanılmaz boyutlara geliyor. her yeri her şeyi kaplamaya başlıyor, başka bir şey göremiyor, hissedemiyor, anlayamıyorsun. aslında, zevkli bence. kimi zaman başka hiçbir şeyi görmemek, hissedememek, anlayamamak isteyebilirim. an gelir sadece tercih ettiğim yerde ve koşullarda olurum, an gelir tercih etmesem de bulunmaktan rahatsız olmayacağım bir yerde. işte uyurken gittiğim yer orası. o yüzden rahatsız etme.
ah bir de tam olarak kontrol edebilsem, o zaman tam olarak istekli davranacağım ve koşa koşa, süzüle süzüle gidebileceğim. biraz daha çalışmak lazım tabi. 

keman sesi ne güzel bir şey, çok az duyuyor insan bu güzel sesleri... hafızamın büyük bir kısmını o seslere ayırmış olmaktan mutluyum, isim hafızam çok zayıftır örneğin, bazı şeyleri cidden uğraşarak hatırlayabilirim belki ama rahatsız olmam bir şarkıyı, bir melodiyi, bir sözü hemen hatırlayabiliyor olmaktan. başka şeylerin hatırlanamıyor olması bazen tercih edebileceğim bir hoşluk olabiliyor.
çalabilen insanlara da saygım sonsuz, onların da isimlerini hatırlayamıyorum belki ama, neyi nasıl çaldıklarını hatırlayabiliyor olmam daha önemli bana göre. 
sonra dedim ki, "susabiliriz." ama konuştuk. sonra sustuk.

0 tıkırtı: